10 Nisan 2016 Pazar

Türkiye'de Sinemanın Başlangıcı


Türkiye'de Sinema Lumieres Kardeşler’in dünyanın dört bir yanına belgesel çekimi için gönderdikleri ekiplerden birinin Türkiye’ye uğramasıyla başlıyor. 1896’da, II. Abdülhamit için bir film gösterimi düzenleniyor. Bu gösterimden sonra İstanbul’da, İzmir’de ve Selanik’te sinema salonları açılmaya başlıyor.

Türkiyede ki ilk film çekimi Makedonyalı Manaki Kardeşler tarafından gerçekleştirilmiştir. 


Manaki Kardeşler



Manaki Kardeşlerin İstanbulda çektiği ilk film 

Bir Türk tarafından ilk kez 14 Kasım 1914 tarihinde bir film çekilmiştir. Bu Türk Fuat Uzkınay dır.


Fuat Uzkınay


İlk filmin türü ise belgeseldir. Belgeselin konusu ; Osmanlı-Rus savaşının sonunda imzalanan ve ulusal onuru zedeleyen bir antlaşmanın anısına dikilen Aya Stefanos'un yıkılışıdır.

Filmin adı ;‘Aya Stefanos Rus Abidesi’nin Yıkılışı’ dır.




Birinci Dünya Savaşı boyunca Türkiye’de sinema savaş koşulları nedeniyle Ordu tarafından yönetilmiştir. 

Bu dönemde, Ordu Film Dairesi oluşturuldu.Sonrasında filmlerin konusu, savaş, Başkomutan ya da Padişah belgeselleri oldu.

       İlk konulu film bu dönemde çekildi.

 Ordu Film Dairesi’nin bir dönem yöneticiliğini yapmış olan ve Türkiye’de ki ilk sinema salonlarının açılmasına ön ayak olan Sigmund Weinberg ve Fuat Uzkınay , Moliere’in ünlü ‘Zoraki Nikah’ adlı oyunundan uyarlama yaparak  ‘Himmet Ağa’nın İzdivacı’ adıyla ilk konulu filmi çekti. Daha sonrasında  Sedat Simavi ‘Pençe’ ve ‘Casus’ isimli filmleri çekti.


Himmet Ağa’nın İzdivacından bir sahne

Konusu:

Genç bir kızla evlenmek zorunda kalan yaşlı bir adamın öyküsü. Türk sinemasının ilk konulu uzun metrajlı filmi 1916 tarihli Himmet Ağa'nın İzdivacı filmi, 1869 yılında Ahmet Vefik Paşa tarafından Moliere'in 'Le Marriage Force' adlı oyunundan “Zor Nikah” adı ile yapılan tercümeye dayanmaktadır. Oyuncuları, bu piyesi daha önce defalarca sahneye koyan Arşak Benliyan'a ait operet kumpanyasının sanatçılarından oluşmakta idi.

https://tr.wikipedia.org/wiki/Himmet_Ağanın_İzdivacı )


.........




Sedat Simavi, Mehmet Rauf’un ‘Pençe’ adlı oyununu sinemaya uyarladı. Bu Türkiye’nin ilk cinsellik konulu filmiydi. Kadın başrol oyuncusu Eliza Binemeciyan’dı. 

Konusu: 

Mehmet Rauf’un evlilik ile evlilik dışı aşkın çatışmasını ortaya koyduğu ve bunun için de birbirine paralel iki olay dizisini geliştirdiği oyun Pençe'dir, Bu olaylar dizisinin birincisi genç bir şair olan Pertev'in hikayesidir. Oyunun başında Pertev, kız kardeşiyle evli eniştesi Ferit Bey'le derinlemesine tartışır. 


Ferit yerleşmiş toplumsal kurumlara özellikle evliliğin kutsallığına inanmıştır insanlık için evlilik zorunludur, evlilik dışı aşksa bir 'pençe'dir. Pertev'e göre kadınlar, bayağı, miskin, cahil yaratıklardır, evlilikse hep kötü sonuçlara götürür, evlilik insanlık için bir canavar pençesidir. 

Evlilik dışı aşkta erkeğin sevdiği kadını istediği zaman değiştirebilmesi elindedir. Bu tartışmaya karışan dostları evli Vasfi Bey de evlilik dışı aşka inanmaktadır. 

Bu tartışmadan s onra Pertev ile Vasfi'nin hikâyeleri birbirine paralel olarak gelişir Her iki gelişme de evlilik dışı aşkın kötülüğü ve evliliğin üstünlüğünü gösterecek yolla sonuçlanır. Pertev'in hikâyesinde erkeğe doymak bilmeyen, harem ağasıyla bile sevişen tinsel sapık Leman adlı bir genç kadınla ilişki kuran Pertev, daha sonra Leman'ın önüne gelen erkekle yatığını öğrenince büyük bir sarsıntı geçirir. Öte yandan Vasfi de Feride adında bir evli kadınla sevişmektedir, bu tutkusuyla karısını ve çocuğunu bile evden kovmuştur. Ancak Feride’nin kocası Cabir, ikisini suçüstü yakalamış tabancasıyla Vasfi'yi yaralamış, Feride de çırılçıplak sokağa fırlamıştır. Bütün bunlara rağmen, Vasfi'nin karısı kocasına dönerek onun yaralarına bakmıştır. Ferit, her iki olayı da örnek göstererek evliliğin aşktan da üstün olduğunu Pertev'e kabul ettirir.

http://www.sinematurk.com/film/5480-pence/ )


 Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkmasıyla Ordunun  her türlü mühimmat ve ekipmanın işgal kuvvetlerine devretmesi zorunlu hale gelince , Ordu Film Merkezi elindekilerinin hepsini ‘Malul Gaziler Cemiyeti’ adıyla kurulan, paravan bir kuruluşa devretti. Bundan dolayı , Türkiye’de sinemanın ilk yıllarındaki faaliyetler bu cemiyette sürdürmeye başladı.

 Halk tarafından ilgiyle izlenen konulu filmler arasında ünlü olan üç filmlik ‘Bican Efendi’ dizisi de (‘Bican Efendi Vekilharç’, ‘Bican Efendi Mektep Hocası’ ve ‘Bican Efendi’nin Rüyası’) yine Malul Gaziler Cemiyeti tarafından çekilmişti.




Bican Efendi Vekilharç

1921 yapımı Türk filmi. Film bir köşkte vekilharç olarak görev yapan Bican Efendi'nin öyküsünü anlatmaktadır. Filmin beğeni alması üzerine, 1921 yılında devam filmleri çekilmiştir.



Bican Efendi Mektep Hocası





Bican Efendi’nin Rüyası


Türk sinemasının ilk sansürü bu dönemde gerçekleşti. Fuat Uzkınay’ın ‘Mürebbiye’ isimli filmi, işgal güçlerine göndermeler içerdiği nedeniyle yasaklandı.


Mürebbiye

  Bir Türk ailesinin yanına mürebbiye olarak girip, köşkteki erkekleri baştan çıkaran Fransız yosması Anjel'in öyküsü.
  Türk sinemasında kadın kişiliği üzerinde kurulan ilk film denemesi. Ve sansüre uğrayan ilk film. Konunun ahlâksız bir Fransız mürebbiyesi üzerine kurulması nedeniyle, İstanbul'daki İşgal Kuvvetleri Kumandanı General Franchet d'esparay tarafından Anadolu'da gösterilmesi yasaklandı.

(http://www.kisiselgelisimveolumlamalar.com/yerli-filmler/murebbiye-t105252.0.html)



       Anadolu’da Milli Mücadelenin başlamasıyla Malul Gaziler Cemiyeti elindeki herşeyi Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’ne devretti.Bu dönemden sonra Kurtuluş Savaşı yıllarında bazı önemli belgesellerin çekimi gerçekleştirilmiş oldu.


       
     

0 yorum:

Yorum Gönder