3 Nisan 2016 Pazar

Sessiz Film





İLK YILLAR

 1830-1910



İnsan gözü, bir perdenin üzerine belirli bir hızla arka arkaya  yansıtılan film karelerinde ki görüntüleri ,kesintisiz hareket içinde görür.

Bu hız  sessiz sinema da saniyede 16,  sesli sinemada saniyede 24 kare dir.


1832 de yapılan phenakistoscope ve 1834'te gerçekleştirilen zoetrope gibi aletlerle aynı tekniğe dayanılarak hareketli görüntüler oluşturuluyordu. 




 Phenakistoscope ile yapılan Joseph Plateau'nun 155 Yıl önceki animasyon çalışması




 Zoetrope


1839'da fotoğrafın bulunmasından sonra, hareketi eşit ve çok kısa aralarla sabit fotoğraflar olarak saptayan yöntemler Edward Muybriagef, Yan yana dizdiği fotoğraf makineleriyle koşan bir atın görüntülerini saptadı ve dönen bir disk içine yerleştirdiği bu fotoğraflarla hareketli bir görüntü yaratmayı başardı (1877).






Edward Muybriagef



 Fransız fizyolog Etienne Jules Marey 1882'de kuşların uçuşunu incelemek amacıyla, saniyede 12 fotoğraf çeken ve kamera takılmış bir makineli tüfeğe benzeyen bir aygıt geliştirdi.



Etienne Jules Marey



Flying Pelican, 1882


1887'de ABD'li Hannibal Goodwin'in fotoğraf çekiminde selüloit film kullanması,



Hannibal Goodwin


 Bir yıl sonra da George Eastman'ın bu uygulamayı geliştirerek makaraya sarılı selüloit film şeridinin seri üretimini başlatması, sinema filminin gerçekleştirilmesi için bütün ön koşullan hazırlamış oldu. 



George Eastman


 ''You press the button, we do the rest'' (Düğmeye basın, Gerisini bize bırakın) 
sloganı ile Eastman Kodak firmasını kuran ABD'li iş adamı. 


Thomas Alva Edison ile yardımcısı William Kennedy Laurie Dickson'ın yaptıklan kinetograf, kameranın ilk biçimi olarak ortaya çıktı. 



Kinetograf


Bu aygıtla, kenarlarına düzenli delikler açılmış 15 m'lik filmler üzerine saniyede 40 görüntü saptanabiliyordu.

Gözlerini iki küçük deliğe dayayarak tek bir izleyici  kullanabiliyordu.


 Edison, kinetoskopların satışa sunulmasıyla , film çekimi yapılabilen ve güneşe göre tekerlekler ile döndürülen ilk film stüdyosu Black Maria'yı inşa etti.

Edison'ın filmleri stüdyoda çekilmiş sirk ve vodvil gösterileriydi.



Black Maria


Kinetoskopu bir sergide gören Auguste ve Louis Lumiere, sinematografi adı verilen bir aygıt yaptılar.

Lumiere Kardeşler'in filmleri dünyanın çeşitli yörelerindeki kameramanlarının çektiği belgeseller ya da haber filmleriydi. 




Elle çalıştırılabilen bu aygıt film çekimi ve gösterimi yapabiliyor ve 10 kg dolayındaki ağırlığı sayesinde de, istenen yere taşınabiliyordu. 



Sinematografi


 Lumiere Kardeşler ilk gösterilerini 28 Aralık 1895'te Paris'te, Capucines Bulvarı'ndaki Grand Cafe'de gerçekleştirdiler.Bu gösteri sinemanın başlangıcı olarak kabul edildi. 



Grand Cafe


Sinemada öykü anlatım dönemi  Fransız yönetmen Georges Melies ile başladı. 

Melies'in filmlerinde kamera sabit bir noktada duruyor ve öyküyü, tiyatro sahnesindeymiş gibi görüntülüyordu.


Georges Melies



At Trip To The Moon,1902,Georges Melies

Daha sonra değişik çekim ölçeklerini ve kamera açılarını kullanan ve bunları öykünün gelişimine göre değişik biçim ve ritimlerde kurgulayan ilk sinemacı ABD'li Edwin S. Porter oldu. 

Özellikle The Great Train Robbery (1903; Büyük Tren Soygunu) filminde Porter, hareketli ve gerilimli sahnelerde yakın ve kısa çekimler kullanarak, kamerayı hareket ettirerek ve arkadaki bir perdeye yansıtılmış görüntülerle öndeki bir mizansenin birleştirilmesine dayanan arka gösterim tekniğini uygulayarak, gerçekçi sinemanın temellerini attı.



      The Great Train Robbery - 1903



 Önceleri dünya pazarına Fransız sinemacılar egemendi ve Charles Pathe ilk uluslararası sinema imparatorluğunu kurmuştu. 


Charles Pathe

ABD'de ise Nickelodeon adı verilen sinema salonlarının hızla yayılması, başlıca Doğu kentlerinde art arda film yapım şirketlerinin kurulmasına yol açtı. 

Yapımcı şirketlerin 1908'de kurduktan Motion Picture Patents Company'nin yürüttüğü mücadele karşısında bazı sinemacılar Batı'ya giderek orada etkinlik göstermeye başladılar ve böylece Hollywood'un temellerini attılar.


Sessiz sinema


Sinemada başlayan rekabet yapımcıları insanların daha çok ilgisini çekebilecek yeni filmler yapmaya itti. 

On dakika süren filmlerin yerine bir uzun filmler yapılmaya başlandı. 

ABD'de orta sınıfı yansıtan öyküler perdeye aktarılmaya başlandı.Bununla birlikte adları efsaneler olmaya başlayan sinema yıldızları çıkmaya başladı.

Fransız Ferdinand Zecca, komedi türünü (comique) geliştirdi.


Ferdinand Zecca



         
              Ferdinand Zecca: Histoire d'un crime (1901)

   

              Ferdinand Zecca: Par le trou de la serrure (1901)

 Louis Feuillade  Les vampires (1915; Vampirler) ve Judex'te (1916) hem cinayet korku sinemasını geliştirdi, hem de seri film uygulamasını başlattı.


   Louis Feuillade



 Louis Feuillade Les vampires (1915; Vampirler) Part 2



Judex (1916)


İtalyan sineması 1908 ve 19l3'te iki kez çevrilen Ultimi giorni di Pompei (Pompei'nin Son Günleri), Quo Vadis ? ( Nereye Gidiyorsun ?) (1912) ve Cabiria (1914) gibi, çok sayıda figüranın ve dev dekorların kullanıldığı, uzunluğu 612 makara arasında değişen destan-tarihsel filmleri ile dikkat çekti.





   Gli Ultimi Giorni di Pompei (Mario Caserini, 1913)


Enrico Guazzoni: Quo Vadis? (1912)





Giovanni Pastrone,  Cabiria (1914) 



Sinemayı ilginç bir eğlence düzeyinden başlı başına bir anlatım aracı konumuna yükselten en önemli sinemacı  David Llewelyn Wark Griffith oldu.

David Llewelyn Wark Griffith, günümüz de klasikleşmiş olan sinema tekniklerini uyguladığı gibi, film yapım sürecinin de temel aşamalarını yerleştirdi. Bütün bu aşamaları yürüten yönetmenin bu işte ki önemini ortaya koydu.



Hırçın Kız
The Taming of the Shrew,1593



 I.Dünya savaşı sonrasında Almanya sinema tarihinin altın çağını yaşadı.

Almanya sinema sanatına en büyük katkıyı, Robert Wiene'nin, Das Kabinen des Dr. Caligari (1919; Doktor Caligari'nin Muayenehanesi) filmiyle başlayan dışavurumcu sinemayla yaptı.

Bu filmde mizansenler kahramanların iç dünyalarını yansıtacak gibi düzenlenmiş, mimari, dekor, ışık  gibi öğeler filmin temalarını ve duygu tonlarını yansıtacak biçimde, adeta plastik bir malzeme gibi yoğurulmuştu.



Robert Wiene, Das Kabinen des Dr. Caligari (1919; Doktor Caligari'nin Muayenehanesi)



1920'lerde gelişiminin doruğuna varan Alman dışavurumculuğu, dünya sinema sahnesine Fritz Lang ve F.W. Murnau gibi iki usta çıkardı.





Metrópolis de Fritz Lang 1927 






               

A Song Of The Humans,1927,F.W. Murnau


Hitler'in iktidara gelmesiyle çok sayıda Alman sinemacı ABD'ye yerleşerek Hollywood sinemasının temellerini attı.



1920'de Alman sineması, savaşın yarattığı çöküntünün etkisiyle, yaşamı olduğu gibi aktaran gerçekçi filmlere yöneldi. Yeni nesnelcilik (neue Sachlichkeit) adı verilen bu yönelimin en önemli temsilcisi G.W. Pabst oldu.



Pandorax Box ,G.W. Pabst , 1929

Savaş sonrasında sinema alanındaki en önemli gelişmelerden biri de SSCB'de ortaya çıktı. Ajitasyon ve propaganda için sinemaya özel bir önem veren Sovyet hükümeti, dünyanın ilk sinema okulu olan Devlet Sinema Enstitüsü'nü (VGİK) kurdu ve ajitasyon ve sinema sözcüklerinden oluşturulan agitki sözcüğüyle tanımlanan filmlerin yapımına hız verdi. 

Lev Vladimiroviç Kuleşov, boş kamerayla deneyler yaptı ve yalnızca görüntülerin değişik biçimde sıralanmasıyla çok değişik duygu ve izlenimler yaratılabileceğini ortaya koydu.



Lev Vladimiroviç Kuleşov,1918


Dönemin bir başka önemli sinemacısı, görüntülerinin resimsel kusursuzluğu, şiirselliği ve doğallığıyla dikkati çeken Aleksandr Dovjenko'ydu.


La Terre, Aleksandr Dovjenko


Dziga Vertov ise kurmaca sinemaya karşı çıkarak belgesel görüntülerin düzenlenmesine dayanan sinemagöz (kinoglaz) kuramını ortaya attı ve bu görüşü doğrultusunda, KinoPravda (SinemaGerçek) adı verilen ve gerçeği olduğu gibi saptayan bir dizi film çekti.





KinoPravda (SinemaGerçek),Dziga Vertov




ABD'de savaş sonrasında film yapımı, dağıtımı ve gösterimi en önemli sanayi dallarından biri olmuştu. Sinemanın belli başlı türleri de bu dönemde oluştu. Bunların arasında en çok ilgi göreni komediydi.

 Mack Sennett'in Keystone Stüdyosu'nda üretilen ve Keystone komedileri olarak tanınan bu filmler Charlie Chaplin, Harry Langdon, Fatty Arbuckle, Mabel Normand ve Harold Lloyd gibi yeteneklerin ortaya çıkmasını sağladı. Örneğin Chaplin ünlü Şarlo tipini bu tür komedilerde yaratmıştı.




Charlie Chaplin,II.Monello 1921






His Wedding Day ,Harry Langdon






The Nurse , Fatty Arbuckle





Mıckey (1918),Mabel Normand







Safety Last,Harold Lloyd



1920'lerin başlarında haftada 40 milyon ABD'li sinemaya gidiyordu. Sinemanın yaygın etkisi ve o yıllarda Hollywood'da materyalizm, sinizm ve cinsel serbestlik yönelimleriyle kendini gösteren Caz Çağı, filmlerin denetim altına alınması yönünde tepkilere neden oldu.

Hükümetin müdahalesini önlemek için yapımcılar, Hays Bürosu olarak anılan Amerikan Sinema Yapımcıları ve Dağıtımcıları adlı örgütü kurdular. Bu büro filmlerde yapılmaması ya da dikkat edilmesi gerekli noktaları belirledi.

Sonunda suçluların cezalandırılması koşuluyla genel değerlere aykırı davranışların filmlerde gösterilebileceğine karar verdi.

Bu olanaktan en çok yararlanan yönetmen ise, tarihsel ve çağdaş konulu filmlerinde cinselliğe ve şiddete oldukça yer veren ve gösterişli anlatımıyla dikkati çeken Cecil B. deMille oldu.



The Cheat,Cecil B. deMille 1915


Alman göçmeni Ernst Lubitsch ise cinsel dokundurmalı komedileriyle öne çıktı.




That Uncertain Feeling (1941),Ernst Lubitsch


O dönemin Hollywood'unun en aykırı yönetmeni ise Avusturya'dan gelmiş olan Erich von Stroheim'dı. Filmlerinde yerleşik ahlak kurallarını karşısına alarak bu sınırların dışına taşan Stroheim, yapıtlarının geniş izleyici kitlesi tarafından beğenilmesine karşın, hem aykırı tutumu, hem de set ve kostümler için çok para harcaması yüzünden yapımcıların tepkisini çekiyordu.



Erich von Stroheim,Greed 1924

Sessiz sinemanın son yıllarında ise ABD sinemasında gittikçe artan tekelleşme ve Büyük Bunalım'ın ilk izlerinin belirmesi yapımcı şirketlerin riskten kaçınmalarına yol açtı ve bunun sonucunda Griffith, Sennett, Chaplin, Keaton ve Stroheim gibi yenilikçi sinemacıların stüdyolarla çalışma olanağı iyice azaldı.







0 yorum:

Yorum Gönder