20 Nisan 2016 Çarşamba

Oran Ve Uyum Olarak Güzellik

SAYI VE MÜZİK

Yunan ve Roma dünyasının ortak güzellik tanımında oranın her zaman renklerin cazibesiyle bağlantılı olduğunu unutmamak gerekir,ayrıca bu gerçek Antikçağdan beri Güzelliğin neden daima oranla özdeştirildiğini de anlatır.Eski Yunanın MÖ VII.  ve VI.yy arasında yaşamış  Sokrates öncesi düşünürleri her şeyin kaynağının ne olduğunu tartışmaya başladıklarında amaçları ,dünyayı tek bir yasanın yönettiği düzenli bir bütün olarak tanımlamaktı. MÖ VI.yüzyılda kozmolojiyi ,matematiği doğa bilimlerini ve estetiği aynı şemsiye altında toplayarak bu ilişkiyi açık bir biçimde ortaya koyan ,Pitagoros okulu oldu.

Seyahatleri sırasında şüphesiz Mısır matematiğiyle karşılaşan Pitagoras,her şeyin başlangıcının sayı olduğunu iddia eden ilk kişiydi .Pitagorosçular sonsuzluktan ve bir sınıra indirgenemeyecek her şeyden dehşetli ürküntü dudyduklarından ,gerçeği sınırlayabilecek ,ona düzen ve anlaşabilirlik verecek bir kural bulmak için sayılara baktılar.Pitagorosla birlikte evrene estetik-matematik bakışı doğdu:evrendeki her şey düzenli olduğu için vardır;düzenlidir çünkü başlı başına varlığın ve Güzelliğin en temel koşulu olan matematik yasalarının gerçekleşmesini ifade eder.


Franchino Gaffurio

Müzikal sesleri yöneten matematiksel oranları ,yani duraklamaların temelde dayandıkları oranları,bir telin uzunluğu ile bir notanın yüksekliği arasındakı ilişkiyi ilk inceleyenler,Pitagorosçular olmuştur.Müzikal oran fikri Güzelliğin yaratılması için gerekli tüm kurallarla sıkı  sıkıya bağlantılı görülüyordu.Antikçağ boyunca geçerli olan bu oran görüşü MS IV ve V. yy Boethius tarafından yazılmış eserlerle Ortaçağ’a taşınmıştır.Boethius bize Pitagoras’ın bir sabah bir demircinin çalışmasını izlerken örse inen her çekiç darbesinden farklı bir ses çıktığını nasıl belirlediğini böylelikle elde edilen skaladaki seslerin çekiç ağırlıklarıyla orantılı olduğunu nasıl orantılı olduğunu nasıl saptadığını anlatır.


MİMARİ ORAN

Yunan tapınaklarına hakim olan oranlar,sütunlar arasındaki uzaklıklar veya cephenin çeşitli bölümleri arasındaki oran,müzikteki aralıkları belirleyen oranlarla örtüşür. Gerçektende sayının aritmetik kavramından çeşitli noktalar arasındaki uzay geometrisi kavramına geçiş,Pitagorasçı bir yaklaşımdır.





Tetraktis Pitagorosçuların üzerinde anlaştıkları sembolik bir figürdür ve sayısalın uzaya ve aritmetiğin geometriye indirgenmesinin kusursuz bir örneğini oluşturur.Bu üçgenin her yanı dört noktadan oluşur ve üçgenin merkezinde diğer bütün sayıların üretildiği tek bir nokta ,yani birim bulunur.Dört sayısı böylelikle gücün adaletin ve dayanışmanın eşanlamlısı olur ;dört sayılı üç diziden oluşan üçgen kusursuz eşitliğin sembolüdür ve sonsuza dek de sembolü kalacaktır.Üçgeni oluşturan noktalar toplandığında on sayısına ulaşılır ve bu ilk on rakamla olabilecek bütün sayıları ifade etmek mümkündür.Eğer sayı evrenin özüyse,o zaman tetraktis ( onluk) evrenin tüm bilgeliğinin ,bütün sayılarının ve mümkün olan tüm sayısal işlemlerinde özü demektir.



Eğer Tetakris modeline uyan sayılar oluşturmayı sürdürüp ,üçgenin temelini genişletirsek,içinde çift sayılar ile tek sayıların birbirini izlediği sayılar diziler elde ederiz.Ne var ki bu aritmetik uyumlar,geometrik uyumlara da tekabül ettiğinden,göz sürekli olarak bu noktaları birbirleriyle birleştirip ,birbirlerine bağlı ,kusursuz eşkenar üçgenlerden oluşmuş sonsuz diziler kurabilir.



                                             Notre Dame Katedrali


Mimari uygulamalarda oran ilkesinin yeniden ortaya çıkışı sembolik ve anıştırmalar şeklinde de görülür.Gotik sanattaki beşgen yapıları,özelliklede katedrallerdeki gülbezek süsleri belki de böyle yorumlamamız doğru olur.Duvarcı ustalarının imzalarına,diğer bir anlatımla her katedral ustasının kilittaşı gibi ,inşaatındaki en önemli taşlara kazıdığı kişisel şifrelerine de bu gözle bakmamız gerekir.Bunlar belirli diyagramlara yada ‘kafeslere’ otutturulmuş geometrik desenlerdir.


İNSAN VUCUDU

İlk pitagorasçılar için, uyum sadece tek- çift arasındaki zıtlıktan değil,aynı zamanda sonlu-sonsuz,teklik-çokluk,sağ-sol,dişi-erkek,doğru-eğri arasındaki zıtlıktan da kaynaklanıyordu,ama Pitagoras ve tilmizleri için iki zıtlığın karşıtlığında içlerinden sadece biri kusursuzluğu temsil ediyordu: tek sayı,doğru ve kare iyiyi ve güzeli ;onlara zıt konumdaki gerçeklikler ise yanlışı,kötüyü ve uyumsuzluğu temsil ediyordu.

Herakleitos farklı bir çözüm önerir:eğer evren zıtlıkları,teklik ve çokluk,sevgi ve nefret ,savaş ve barış ,sükunet ve hareket gibi birbirleriyle uyumsuz görünen unsurları içeriyorsa,bunlar arasındaki uyum içlerinden birini yok ederek değil,her ikisini de sürekli gerginlik durumunda bırakarak sağlanır.Uyum zıtlardan birinin yokluğu değil ,zıtlar arasındaki dengedir.
MÖ V.  ve IV.yy arasında yaşayan pitagorasçılar bu önermeleri kabul edip temel öğretilerinin arasına katmıştır.


Kore Atina

MÖ VI.yy sanatçısı ozanların yücelttiği kendisinin de ilkbahar sabahı sevgilisinin yüzüne bakarken gördüğü ölçüsüz Güzelliği yaratmak zorunda hisseder kendini ;ne var ki Güzelliği taştan yontması ,kızın görüntüsünü bir biçimde somutlaştırması gerekir.İyi biçim için gerekli şeylerin ilki işte bu doğru oran ve simetri koşuluydu.Bu yüzden sanatçı gözleri eşit yontmuş,saç örgülerini eşit dağıtmış ,göğüsleri aynı büyüklükte göstermiş,kollara ve bacaklara eşit doğruluğu vermiştir.Aynı zamanda da genç kızın elbisesinin kat yerlerini eşit ve simetrik yontarken ,aynı kuralı o dönem heykellerinin tipik özelliği olan belli belirsiz tebessümle kıvrılan dudakların uçlarına da uygulamıştır.
O tebessümün çekiciliğinin sadece simetriye bağlanamayacağı bir gerçekse de ,hala oran kavramına sıkı sıkıya bağlı kalındığını görüyoruz.



Polikleitos


İki yüzyıl sonra,MÖ IV.yüzyılda,Polikleitos parçalar arasında doğru oranla ilgili tüm kurallara uyduğu için sonradan Kanon olarak anılacak bir heykel yaptıysada ,Kanon’u destekleyen ana ilkenin temeli iki eşit öğe arasındaki denge değildir.Vucudun tüm bölümleri geometrik anlamda oran ölçülerine karşılıklı olarak uymak zorundadır:A’nın B’ ye oranı B’nin C’ye oranı gibidir.Daha sonra Vitruvius doğru vucut oranlarını figürün parçalarıyla ifade eder: yüz toplam boyun 1/10 ‘u kafa 1/8 i ,göğüs uzunluğu 1/4 ü olmalıdır.

Eskiler şu mantığı yürütmüşlerdi:Doğada nasılsa,sanatta da öyle olmalıdır;oysa çoğu durumda doğa dört parçaya bölünmüştür.Dört o halde temel sayıdır.Dört sayısı ana yönlerin,ana rüzgarların ,ayın safhalarının,mevsimlerin sayısıdır ve Adem adı dört harfle yazılır.



Vitruvius Adamı

Öyleyse ,kollarını açan bir adamın genişliği yükselliğine eşit olduğundan ;böylelikle tabanı ve yüksekliğiyle ideal kareyi meydana getirdiğinden,
Vitrivius’un da düşündüğü gibi ,insanın temel sayısı da dört olmalıdır.

Bazı dillerde ‘Dörtgen’ sözcüğünün ahlakından kuşku duyulmayacak bir insanın sembolü olarak kullanılması gibi,dört sayısıda ahlaki kusursuzluğun sayısı olmalıydı.Oysa,beş sayısıda gizli bağlantılarla yüklü bir sayı olduğundan ve beşli küme mistik ve estetik kusursuzluğu simgelediğinden ,HOMO QUADRATUS beşli de olmaktaydı.
Beş çarpıldığında durmaksızın dönüp kendine ulaşan dairesel bir sayıdır.
Varlıkların özü ,temel bölgelerin ,canlı türlerinin sayısı beştir;beşli Tanrının matrisidir ve Kutsal yazılarda da bulunur ;her şeyden önce de insanda ,merkezini göbek deliğinin oluşturduğu aynı beş sayısı ,çevresini çeşitli uzuvları birleştiren doğruların meydana getirdiği beşgenin içinde mevcuttur.

KOZMOS  VE DOĞA

Boethius tarafından Ortaçağ’a taşınan Pitagoras geleneğinin gözünde,insanın ruhu ve vucudu müziği denetleyen kurallara boyun eğer;ve bu oranlar kozmik uyumda karşımıza öylesine kapsamlı çıkar ki;hem mikro hemde makro kozmoslar aynı zamanda matematik de, estetik de olabilen tek bir kuralla birbirlerine bağlı görünürler.Bu kural kendini dünyanın müziğinde de gösterir;Pitagoras’a göre ,bu müzik gamı,her biri hareketsiz dünyanın çevresinde dönerken sesi dünyaya olan uzaklığından ve böylelikle dönüş hızından etkilenen gezegenler yaratılmıştır.Bu sistemden doğan ve duyularımızın yetersizliği nedeniyle işitemediğimiz müzik ,müziklerin en tatlısıdır.

Ortaçağ insanı dünyanın bu müzik Güzelliği teması üzerinde sonsuz sayıda çeşitleme geliştirecektir. IX.yüzyılda John Scotus Erigena dinlediklerinde seslerin bir anlam ifade etmediği ,ancak bir konserde birleştikleri vakit doğal tatlılık yarattığından,bir armoni oluşturmak için benzer ve benzemez ses düzenlerinin eşzamanlı olarak çalındığına inandığı bir yaratılış Güzelliğinden söz etmiştir.

Güzelliğin bu dünyada belirebilmesi için yaratılan varlığın ağırlık ve sayı bakımından farklılaşması ,çevresini oluşturan çizginin budanması,biçim alıp renge bulanması gerekir;başka bir anlatımla,Güzellik varlıkların yaratılış sürecinde alabilecekleri biçimlere bağlıdır.Chartres Okulu’nun sanatçıları matematik açısından değişmez bir düzenden değil,Yaradan’a geri dönerek gelişmesi her an yeniden yorumlanabileceği organik bir süreçten söz ederler.Bu dünyayı taşıyan sayı değil,Doğadır.

DİĞER SANATLAR

VillardeDe Honnecourt


Oran estetiği kavramının giderek daha da karmaşık hale gelen çeşitli biçimler alması resim sanatında da görülür.
Matematiksel incelemeler doruk noktasına Rönesans döneminin perspektif kuramıyla ve bu kuramın uygulanmasıyla ulaştı.Perspektif ifade kendi başına teknik bir sorun olmakla birlikte,Rönesans sanatçıları perspektif ifadeyi doğru ve gerçekçi bulmanın dışında güzel ve göze hoş göründükleri için de kullandılar
Rönesans dönemi perspektif kuramının ve bu kuramın uygulanmasının etkisi öylesine güçlüydü ki bu kurallara göre yapılmayan diğer kültürlerden ya da diğer yüzyıllardan temsilcilerin eserleri yıllarca ilkel,beceriksiz,hatta çirkin olarak tanımlanmıştır.

AMACA UYGUNLUK


SAİNTE CHAPPELE PARİS

Orta çağ düşüncesinin en olgun döneminde Aquino lu  Aziz Tommaso Güzelliğin var olabilmesi için ,oran dışında parlak renkler güzel sayıldığından ışıklı olması ve bütünlük taşıması gerektiğini ileri sürdü.
Güzellik varlıklar arasındaki karşılıklı işbirliğidir.Böylelikle bibirlerini taşıyarak ve birbirlerini destekleyerek sağlam temelli bir yapı oluşturan taşların karşılıklı işlevini ’güzel’ olarak tanımlayabiliriz.

Aklın algıladığı ,akıl ile nesne arasındaki doğru ilişkidir.Diğer bir deyimle oran,kozmosun birliğini ifade eden fizik ötesi bir ilkeye dönüşmüştür. 







0 yorum:

Yorum Gönder